31 Mart 2012 Cumartesi

nayır

Kadın masadan kalktı. Elindeki bardağı duvara fırlattı. Bunu öyle sakin bir biçimde yaptı ki duvar bardağın kırılmasına sebep olduğı için kendinden utandı.
Bir şeyleri kırıp dökmenin en sinir bozucu yanı kırığı döküğü temizlemek di mi dedi adam. Sanki beraber izlenen bir filme yorum yapar gibi rahat. Kadın oralı olmadı, kendi filmine kapılmıştı. Ama bunlar gerçek değil dedi adam. Ne farkeder dedi kadın. Ne diyeceğini bilemedi adam.

30 Mart 2012 Cuma

Değişik

Ani bir yazma isteği buraya itti beni. Değişik bir dönemden geçiyorum. İçinde bulunduğum hafta ile birlikte bu iki hafta yapmam ve yapmamam gereken şeyler var. Vazgeçmem gerekenler de. Vazgeçme kısmına henüz hazır değilim, ama yavaş yavaş ikna oluyorum, hissediyorum. Yol nereye gidecek artık önemsemiyorum. Yazdıklarımın bir anlamı yok gibi görünebilir ama anlamı var. Ser verip sır vermemem gerek. Seri dökmeye çalışıyorum işte, sırlar benim olsun. Beni buraya oturtan dürtü buraya kadarmış. Tıkandı kaldı. Viagranın bila fayda etmediği yaşta gibiyim. Süngüyü doğrulttuk ama sonunu getiremedik. E, iyi güzel, şimdilik bu da yeter.

Ela içeride uyuyor, Çetin kanepede. TV da sevdiğim bir programı seyrediyorum. Biraz çikolata ve bisküvi yedim. Onları yerken öğlen ne yesek diye düşündüm. Yarın kaldığım yerden Ducan hayatıma dönsem çok iyi olacak. Bu gidişle verdiğim bir iki kiloyu da geri alacağım. İvme! Ne güzel bir kelime! Böyle devam edersem kazandığım kilo verme ivmesi bir anda kilo alma ivmesine dönüşüverecek. Böylece ivme ile ibre arasındaki benzeşmenin sadece harflerden ibaret olmadığı da ortaya çıktı. İvme de ibre gibi oynaklaştı. Bir hafta yeme ivme aşağıya, iki gün ye ivme hemen yukarıya. Saçma oldu bu da.