31 Mart 2010 Çarşamba

Evliliğe gelinceee!


Geçtiğimiz Perşembe Kadıköy Halk Eğitim Merkezi' nde gittik bu oyuna. Gitmeyeli yıllar olmuş oraya, ilkokulda lisede falandım belki de. Halk eğitim merkezi deyince daha köhne bir salon bekliyor insan. Ne bileyim biletleri folklör kıyafetli tipler kesmeli, kesif bir tuvalet kokusu her şeye eşlik etmeli falan. Sanki halk sadece halay çektirilerek eğitilirmiş gibi bir inancım varmış demek. Tuvalet alışkanlıklarımıza ise, değinmek dahi istemiyorum. Neyse dediğim gibi salon gayet güzeldi.
Can Gürzap' ı çok severim. Özellikle Türkan Şoray ile oynadığı Selami Şahin' in 'seninle başım dertte' şarkısının bol bol çaldığı filmi en sevdiğim Türk filmleri arasındadır. Nurseli İdiz de sevdiğim bir kişiliktir, hükümet gibi kadın daha ne olsun. Diğer iki oyuncuyu tanımıyordum, tanıştığımıza memnun oldum. İsimlerini de yazayım tam olsun. Yağız Tanlı ve Burcu Gül Kazbek.
Nurseli İdiz ve Can Gürzap evli çifti oynuyor. İkisi de hemcinslerine kadın-erkek ilişkileri konusunda konferanslar veren iki akademisyen. Gayet yolunda ve huzurlu görünen bir evlilikleri var. İsveç' ten Nobel ödüllü arkadaşlarını ve kızını misafir etmek üzere bekliyorlar. Görüşmeyeli on yıl olmuş. Ufak kızın örgülü saçlarından, kocaman çirkin ayaklarından bahsediyor Can Gürzap, gülüşüyorlar. Derken kapı çalıyor, içeri bir afet-i devran giriyor. Meğer bizim örgülü, koca ayaklı kız Venüs' e dönmüş, minicik kırmızı elbisesi ile hepimize göz kırpıyor. Delville çiftinin evine saatli bomba gibi düşüyor ve olaylar böyle gelişiyor.
Tek eşliliği her iki açıdan da sorguluyor oyun. Nurseli İdiz ve Can Gürzap konferanslarında hemcinslerine anlattıkları ile bakış açılarını daha iyi anlamamızı sağlıyorlar. Gerçekten çok beğendiğim bir oyun oldu deyip bitirecektim ama bir dakika: Can Gürzap' ın konferanslarından birinde belirttiğine göre  Batı Afrika' da Ashanti kralının tam 3333 tane eşi varmış. Oha be kardeşim her gün biriyle beraber olsan bir kadına tekrar sıra gelene kadar yaklaşık on yıl geçmesi gerek. Bu karıların seni kesin boynuzluyordur, haberin olsun.

30 Mart 2010 Salı

Tam zamanında

Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.

Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.

Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi yaşamak zamanı...

Can YÜCEL

17 Mart 2010 Çarşamba

Kör Atış

Polisiye serilerini çok sevdiğimi daha önce de söylemiştim. Özellikle her kitapta aynı kahramanın ya da kahramanların olayı soruşturduğu kitaplar ilgi alanım. Karakterlerin kitaptan kitaba gelişimini izlemek çok hoşuma gider. Geçenlerde kitapçıda Jeremiah Healy' nin Kör Atış isimli kitabına rastladım. Kitap kapağında Bir John Cuddy/Boston Polisiyesi yazıyordu. Bir iki sayfasını okudum ve çok hoşuma gitti o ilk bir iki sayfa. Şöyle ki: John Cuddy, İşsizlik Kurumu' nda form doldurup o ayki işsizlik parasını almak istiyor. Formu dolduran görevli kadın 'sizin yeteneklerinizde bir insanı dışarıda hayatını kazanmak yerine burada karşımda görmek beni hasta ediyor' diyor. Buna karşılık John Cuddy 'zaten çok iyi görünmediğinizi fark etmiştim. Formun geri kalanını tek başıma doldurmamı ister misiniz?' diyor. Malesef kitabın geneli aynı zeki havayı yansıtmıyor. Mary Higgins Clark kitapları gibi yüzde onbeş beyaz dizi, yüzde seksenbeş polisiye karmaşası bir kitap olmuş. Mesela kahramanımız pantolonumu giydim demiyor. Levis' ımı çektim bacağıma aga diyor. Mayo giyip çıkıyor, yanındaki kadın arkadaş wow oluyor. Böyle sululukların polisiye kitabında işi ne? Ya da her sabah yaptığı sporu bir detaylı anlatıyor ki sanırsınız Ebru Şallı ile Pilates kitabı. Çok kızdım, çünkü çok hoşuma giderek almıştım, hayal kırıklığım büyük. Hatta şu an ağlıyorum, evet.

13 Mart 2010 Cumartesi

Dünyadan Türkçe manzaraları


İlki İsveç' te bir mezarlık, Ölmevalla küserim mezarlığı

Hindistan' da bir restoran, afişin altındakiler de son mağdurları herhalde

Bu ise bir diyet bisküvi markası imiş. Diet olayının özünü kavradığı kesin.

Buna yorum yapmak dahi istemiyorum.

Acaba yukarıdaki durumların tersi de var mı? Bizde gayet normal  bir söz başka dillerde küfür olabilir mi? O başka dillerin insanları bunlara bizim güldüğümüz kadar gülüp, bizim kadar dalga geçerler mi? Zira biz İngilizcedeki altı rakamını bile yoğun tahrik gücü nedeniyle diğerlerinden ayrı tutan bir milletiz. van tu tıri for fayv siks (ehi ehi) sevın eyt nayn ten... götü boklu ayten.

10 Mart 2010 Çarşamba

Başlıksız

Neden dişçilerin bekleme odalarında kuaförlerde olduğu gibi elele, kucak kucağa dergileri var? Manikür sırası bekler gibi bir rahatlık duygusuna kapılacağımızı mı sanıyorlar içeriden o iğrenç oyma sesi gelirken? Hadi biz tamamız, iyiyiz böyle diyelim (ki değiliz! insan bari bir de yemek ve dekorasyon dergisi koyar) erkekler ne okuyacak peki? Erkek adam korkmaz, beklerken sıkılmaz, sıkılsa da okumaz mı? 
Erkek adam var, balık adam var, adam gibi adam var, e başka? Kadın adam olmaz mı? Olmaz. Erkek gibi kadın var onu verelim istersen. Erkek gibi kadın...Yani erkek gibi güçlü, kuvvetli, kudretli mi yoksa yüzüne bakılacak yanı yok, tavırları da kabasakal, hatta galiba biraz da sakalı var gibi mi? Tamam tamam sustum demiyorum banane. Bu erkek gibi kadın lafında över görünen bir aşağılama var, tam anlatamadım şimdi biliyorum, ama var bir hinlik işte,  hoşuma gitmiyor.
Sevgili Fenerbahçem uğursuz Şubat ayını bol hasarla atlattıktan sonra, Mart ayına güç bela iyi başladı. Olsun, mühim olan kazanmak klişesi bugünler için uydurulmadı mı sanki? İçim yeniden futbol aşkıyla dolar dolmaz futbol kitapları ile ilgili yazmak düştü aklıma. Yarından itibaren inşallah burda. Da da da da!

9 Mart 2010 Salı

Mevsimlerden yazdı ve tercüme-i halime ne söylesem azdı...


İstanbul' da yaşayan az asabi biri şu başlığımı görse beni ıslak odunla döverdi, zira hava bildiğin kara kış. Ama hayır, başka bir şey benim diyeceğim. Siyah beyaz Türk filmi tadındaki bu cümle Alper Canıgüz' ün Gizliajans isimli kitabının 184. sayfasından. Ama nasıl güzel bir söz değil mi?
En kısa sürede okuduğum kitap sıralamasında birinciliği zorlayan Gizliajans, çok sürükleyici evet, insan elinden bırakamıyor, ama yine de çok sevemedim kitabı. Ama kitabın kahramanı Musa' yı pek sevdim. Baskı altında her normal insan gibi korkan, Süpermen' e dönüşmeden bir siper ardında cenin pozisyonunda tehlikenin geçmesini bekleyen bir kitap kahramanı. İşte insan dediğin budur. Üstelik 'Babanız sizi döver miydi?' diye soran adama 'Hayır. Biz çok modern bir aileydik. Babam da çok modern bir insandı. O yüzden beni dövmez, rencide ederdi.' diyecek kadar da ince zekalı.
Ya işte böyle. Ezginin Günlüğü ile sözlerime son verirken 'bir sıcak söz, bir demlik çay, işte sevmek bu kadar kolay...' desinler isterim, dediler bile.




8 Mart 2010 Pazartesi

Geçmiş olsun Elazığ

Sözün bittiği yer işte... Ne denilebilir bilmiyorum. Yine deprem oldu yine insanlar öldü, ocaklar söndü, yine doğru dürüst afet koordinasyonumuz yok diyor haber bültenlerine çıkan uzmanlar. Allah sabırlar versin, bir de hayırlar ve insan canının kıymetini bilen yöneticiler...

4 Mart 2010 Perşembe

Yeni Hayat

Mayıs ayında istifa etmiştim, hayallerimi gerçekleştirmek üzere. Üzerinden neredeyse bir yıl geçti, başarılı olamadım, hayal kırıklığına uğradım falan filan. Şimdi hamileyim madem olmadı bari bu arada çocuk yapayım diye değil, her şey beraber gelişsin, tomurcuklansın diye. Hani şarkıdaki gibi, çocuk da yaparım kariyerde. Ama şimdi yönümü bulmaya çalışırken kayboldum sanırım. Ya da kolay geldi yan gelip yatarken bunalım takılmak, kayboldum sanmak. Tıpkı çalışırken; bir yandan her şeyden yakınırken, bir yandan istifa edip basıp gitme hayallerinin verdiği hafiflik duygusu gibi. Ama kendimi hiç hafiflemiş hissetmiyorum ki.