11 Eylül 2011 Pazar

Zeynebime

Canım Zeynebim, kesme işaretini bilerek kullanmak istemiyorum adını ve beni ayrı düşürmesin diye. Bana hala demesin adımı söylesin demiştim sen daha doğmadan, insanlar halalarını pek sevmezler diye. Zaten sen de bana hava demiştin hala yerine. Öyle düşkündün ki bana, her hava deyişinde oksijenmiş gibi şişindim ben de.

Halacım, ilk göz ağrım, yarın okula başlıyorsun. Upuzun, yepyeni bir dönem başlıyor hayatında. Artık sadece sen ve seni hep mutlu etmek isteyen biz yokuz. Bir sürü yeni insan, bir sürü mecburiyet bekliyor kapıda. Başarısız olduğun, üzüldüğün, hayal kırıklığına uğradığın zamanlar olacak. Onlardan kat be kat fazla sevinçlerin, mutlulukların... 

Sana söylemek istediğim öyle çok şey var ki. Ama tıkanıp kaldım bu basmakalıp sözcükler arasında. Aslında demek istiyorum ki meleğim hayat öyle acayip ki. Üzüntüler, sıkıntılar var bir sürü mesela. Hayal kırıklıkları, ihanetler, ayrılıklar. Çoğu zaman bir iç sıkıntısı. Ama dedim ya acayip işte. Acayip şekilde güzel.

Artık büyüyorsun falan diyecektim ama öyle değil işte. Yaşıyorsun bebeğim. Sadece yaşıyorsun... Ve ne yaşarsan yaşa halan her zaman yanında. Öpüyorum güzel yanaklarından.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Bir gün belki hayatta...

Bir zamanlar çok mutluydum ama bunu bilmiyordum... Böyle dokunaklı sözlerle başlayan hikayeler yazmak istiyorum ama kelimeler yol vermiyor bana. Dakikalarca boş ekrana bakıp, sonunda yazamayıp yarın diyorum... Yarın yazarım. Yarın aklıma bir şey gelir. Yarın bana izin verir. Yarın her şey değişir. Oysa ne de umutluyum kitapları tek tek inceleyip koklarken. Bir gün! Bir gün ben de böyle bir şey yazabilirim. Bir gün ben her şeyi yapabilirim, bir gün ben her şey olabilirim. O gün kelimeler bir çağlayan gibi akabilir gönlümden ve ben gökkuşağı gibi rengarenk oluveririm birden.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Lazımlık denemeleri

Ela' cım geçen hafta başladık denemelere. İlk denemede lazımlığa oturdun, bu böyle altımda rahat değil deyip kafana geçiriverdin. Bir iki gün aradan sonra bugün tekrar denedik. Dayınla yaptığımız  çişşş, çişşş tezahüratlarına alkışlarla karşılık verdin. Yetmedi, sizi ayakta alkışlamak istiyorum deyip zırt pırt yerinden kalkıverdin. Sen kalktın biz oturttuk, biz çişşş dedik sen alkışladın. Sonra bizim o kadar çişimiz geldi ki bugünlük bu kadar dedik.

6 Eylül 2011 Salı

Fakat dostum...

Dünkü cıvıklıktan eser yok bugün. Ciddiyet uzaklara kaçmadan 'Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık' kitabının harika son paragrafına yer vermek istiyorum burada. Ahmet Hamdi Tanpınar' ın Edebiyat Üzerine Makaleler isimli kitabından alıntıladığı bu paragraf için Murat Gülsoy 'Her okuduğumda bana yazma isteği, cesareti ve güveni veren sözler' demiş. Çok haklı.

"...Fakat dostum bu yanlış adımda haklı idi. Bütün gençliğinde ona bunu tavsiye etmişlerdi: 'Halka karışın, köye, kasabaya gidin...Yalnız orada hakikat vardır...' Hiç kimse ona dememişti ki, 'Sen, tek başına bir realitesin, bu realiteyi bize anlat. Yaşadığın saati, duyduğun günü, her gün içini parçalayan sızıları ve her akşam sana yaşamak aşkını veren ümitleri anlat, ayrıldığın yüzler, gördüğün manzaralar...hasret ve gurbetlerin bize yeter, çünkü biz biliyoruz, senin benliğinde bütün bir Türk iklimi, bütün bir Türk cemiyeti, hatta bunların arasında bütün bir insanlık var, onları konuştur, yani kendini konuştur. Söyleyeceğin yalan bile bizim için kıymettir. Elverir ki, güzel yazasın. Madem ki roman yazacaksın, evvela, her şeyden evvel bir roman işçisi ol.' Hayır bunu ona hiç kimse dememişti."

5 Eylül 2011 Pazartesi

Yanlış yere tıklamaktan nefret ediyorum

Böyle de başlık olur muymuş, bu iş karın doyurur muymuş? Ben aslında Murat Gülsoy' un son okuduğum kitabını anlatacaktım a dostlar. Son kitap yazınca da sanki hepsini okumuşum gibi bir ukalalık, bir havalar... Hepi topu iki kitabı var bende. Biri sürüncemede, öbürü yeni bitmekte. Tamamen benim savsaklamam, lütfen şikayetlerinizi bana bildiriniz, yazarı meşgul ya da tenkit etmeyiniz. 

Murat Gülsoy' un ' Bu filmin kötü adamı benim' isimli kitabını almıştım ilk. Adını  çok beğendiğim için. Kitap yaklaşık iki senedir okunmayı bekleyedursun, gittiğim yazarlık eğitimi kursunda editörün önerisiyle tanıştım 'büyübozumu'yla. Kitabın tam ismi 'Büyübozumu: Yaratıcı yazarlık'. İki ay gibi uzun bir zamanda okumaksa tam bir çılgınlık. Yine kafiyeli yazıyorum Allah' ım tut beni.  

Yukarıdaki saçmalamalarım bir yana kitabı çok beğendim. Biraz ders kitabı edasıyla okumaya giriştiğim için eski tembelliklerim canlandı, elim gitmedi, okurken uykum geldi, derken Ela ağladı ve okumak bu kadar uzun sürdü. Ama ben zaten uzatırım sevdiğim şeyleri sakız gibi.

Kitabın alt tanıtım başlığı 'Kurmacanın Bilinen Sırları ve İhlal Edilebilir Kuralları'. Gülsoy, kitap boyunca kurmaca diye bahsediyor edebiyat metinlerinden. Benim çok hoşuma gitti bu tanımlama. Bir oyun havası veriyor sanki yazmaya. Böylece yazmak fiili de 'aslında o kadar zor olmayabilir yapabilirim ben de' gibi yakın geliyor insana. -Hadi oradan, sen önce blogunu aksatma-' diyor üst benliğim bana. Çok ayıp ama. Bir türlü kendimi kendimden alıp kitap hakkında yazamayacağım galiba. Öyleyse bırakalım burada.