Kadın masadan kalktı. Elindeki bardağı duvara fırlattı. Bunu öyle sakin bir biçimde yaptı ki duvar bardağın kırılmasına sebep olduğı için kendinden utandı.
Bir şeyleri kırıp dökmenin en sinir bozucu yanı kırığı döküğü temizlemek di mi dedi adam. Sanki beraber izlenen bir filme yorum yapar gibi rahat. Kadın oralı olmadı, kendi filmine kapılmıştı. Ama bunlar gerçek değil dedi adam. Ne farkeder dedi kadın. Ne diyeceğini bilemedi adam.
31 Mart 2012 Cumartesi
29 Şubat 2012 Çarşamba
Sana kimler inansın?
Yalancı yalancı
Sana hiç güvenim kalmadı
Hani yapacaktın Ducan' ı?
...
Ne çok yalan söylüyorum ben kendime! Yapılmayan işleri planlama sorumlusuyum ben. Yapılmayacak diyemiyorum, daha hepten ümit kesmedim kendimden. İşte benim işim bu, bu aralar. Planlar yapmak, onları nasıl uyguladığımı, sonunda ne kadar mutlu olduğumu düşleyip hayallere dalmak. Sanki her şey için zaman varmış gibi. 2012 için her şeyin birbirini saydığı, uyum içinde olduğu bir yıl dilemiştim, bu da yaptığım planlar gibi ütopyaymış, anladım. Mesela Ela' nın uyuduğu şu kısacık zaman boyunca hareketli banner yapmayı keşfetmem, etiket tasarımına devam etmem, bana her şey yakışırı izleyip eleştirmem, yemek yemem gerekiyor. Şıklar arasında olmasa da ben buraya yazı yazmayı seçtim. Bu küçük kaçamak için mutsuz değilim.
Ela büyüyor, zaman geçiyor, yapmak istediklerim gittikçe belirginleşiyor. Belirsizlik bulutunun giderek dağıldığını görmek bana güven veriyor. Giderek her şeyin oturduğunu, suyun yolunu bulduğu gibi, kendi yolumun da beni bulduğunu hissediyorum. Kimbilir, belki de sadece hayal kuruyorumdur. Olsun.
Murat Gülsoy' un yazarlık eğitimi kursuna katılmayı çok istiyorum. Önümüzdeki aylarda bunun için kaynak ve zaman yaratabilirsem harika olacak. Daha fazla yazabilmek beni yalancı çıkaran planlarımdan biri. Bu planı gerçekleştirmekse dileklerimin en şahanesi.
27 Şubat 2012 Pazartesi
Başucumda Müzik
Everest yayınlarının cep kitapları serisini çok seviyorum. Okuması ve taşıması çok rahat olan bu kitaplar, kitabın normal boyutlu baskısına göre daha da ekonomik oluyorlar. İyi bir yazarın (bilindik de denilebilir!) ortalama kalınlıktaki bir kitabı 25-30 liradan satılıyor. Fiyatlar bu kadar yüksek olunca da bazı kitapları ıskalamak kaçınılmaz oluyor. Başucumda Müzik ilk olarak 2003 yılında yayınlanmış ama benim bu kitapla tanışmam bu ay mümkün oldu. Sanki 10 senedir bu anı beklemiştim der gibi oldu bu cümleler değil mi?:) Sadece, cep kitabı uygulamasının iyi bir şey olduğunu vurgulamak istiyorum.
1950-60 döneminde yaşanan yasak aşk, kadın kahramanın gözünden anlatılıyor kitapta. Kendisinden yaşça epey büyük olan Fuat' la çocuk yaşında ilk karşılaşmasını, o karşılaşmada kurduğu hayallerin yıllar sonra nasıl gerçekleştiğini, her ikisinin de evli olmasına ve Fuat' ın siyasetçi kimliğine rağmen alevlenen aşkı ve sonrasında yıllar boyunca süren ilişkiyi Leyla anlatıyor da anlatıyor. Öyle akıcı ki kitap, sayfalar baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Ama bir süre sonra Leyla ile monologlar başlıyor. ' Bunu söylemiştin' 'Of tamam anladım, adamı çok sevdin, çok seviyorsun!' 'Bununla bunun ne alakası var şimdi?'...gibi. Çok fazla duygusal tekrar var. Paragraflarca hislerini okuyoruz Leyla' nın. Sanki bir türlü bizi ikna edebildiğine ikna olamıyormuş gibi... Ve bizim ikna olmamız, her şeyden önemliymiş gibi.
Böyle anlatınca; kadın kahramanın ağzından anlatılan yasak bir aşk demek çok da doğru gelmedi şimdi. Aslında kitap boyunca Leyla' nın aşkını okuyoruz biz. Evet, Fuat' ın harika sürprizleri var, yurtdışında geçirilen güzel zamanlar, kaçamak bir ada tatili, Leyla' nın eşinden boşanması, kim ne der bir kenara bırakarak resmen Fuat' ın metresi (resmen? metresi? işte şimdi resmen saçmaladım!) olarak yaşamaya başlaması... bunların hepsini sıkılmadan okuyoruz. Ama tüm bu yaşananlar, duyguların yanında figüran olmaktan kurtulamıyorlar. Yine de memleketin giderek içine düştüğü karanlık, yasak aşkı da içine alıyor. Darbe, her şeye son veriyor. Ama Leyla Fuat' ı hep seviyor. Kitabın en etkileyici kısmı bu bence. Sanki ben bu satırları yazarken Leyla bir yerlerde oturuyor, başucunda onların şarkısı çalıyor ve o, Fuat' ı seviyor.
Kitabı okurken hikayenin gerçekliğini merak etmiştim. Fatin Rüştü Zorlu ile Vesamet Kutlu arasındaki aşkı anlattığını yazmış birçok kimse. Vesamet Kutlu, çok güzel bir kadın olmasına rağmen, Zorlu' nun ölümünden sonra onun yasını tutmuş ve bir daha hayatına kimse girmemiş.
Güzel bir kadın olması, hayatına yeni birini sokmanın gerekli ya da yeterli şartı mı? Ben çirkinsem, ben de öleyim mi? Ne fena sözler bunlar!
Böyle anlatınca; kadın kahramanın ağzından anlatılan yasak bir aşk demek çok da doğru gelmedi şimdi. Aslında kitap boyunca Leyla' nın aşkını okuyoruz biz. Evet, Fuat' ın harika sürprizleri var, yurtdışında geçirilen güzel zamanlar, kaçamak bir ada tatili, Leyla' nın eşinden boşanması, kim ne der bir kenara bırakarak resmen Fuat' ın metresi (resmen? metresi? işte şimdi resmen saçmaladım!) olarak yaşamaya başlaması... bunların hepsini sıkılmadan okuyoruz. Ama tüm bu yaşananlar, duyguların yanında figüran olmaktan kurtulamıyorlar. Yine de memleketin giderek içine düştüğü karanlık, yasak aşkı da içine alıyor. Darbe, her şeye son veriyor. Ama Leyla Fuat' ı hep seviyor. Kitabın en etkileyici kısmı bu bence. Sanki ben bu satırları yazarken Leyla bir yerlerde oturuyor, başucunda onların şarkısı çalıyor ve o, Fuat' ı seviyor.
Kitabı okurken hikayenin gerçekliğini merak etmiştim. Fatin Rüştü Zorlu ile Vesamet Kutlu arasındaki aşkı anlattığını yazmış birçok kimse. Vesamet Kutlu, çok güzel bir kadın olmasına rağmen, Zorlu' nun ölümünden sonra onun yasını tutmuş ve bir daha hayatına kimse girmemiş.
Güzel bir kadın olması, hayatına yeni birini sokmanın gerekli ya da yeterli şartı mı? Ben çirkinsem, ben de öleyim mi? Ne fena sözler bunlar!
1 Şubat 2012 Çarşamba
iki ve üç
dün yazamadım. bugün, dünle birlikte bitsin. ducan' ın protein evresine devam ediyorum. tokum, acıkmıyorum falan ama yalan. ağzımın tadı yok. saman gibi geliyor her şey. çok su içeyim diye sular seller gibi tuvalet mesaisi de cabası ama kendimi hafif hissetmiyor da değilim. memnunum yani halimden.
bu hafta yeni siteyi herkese duyurmayı planlıyorduk, kar bizi de vurdu. yine de hafta daha bitmedi, umarım hedefimizi tuttururuz. elimde olan ya da olmayan sebeplerden gerçekleşen ertelemelerden fenalık geldi çünkü. hem erteleme...aslında erteleme değil de gecikme ya da uzayıp sakız olma mı demeliyim?
harika bir klasik müzik var fonda, aydınlık bir güneş altında enfes bir kar yağıyor. ela içeride öğle uykusu uyuyor. özgür ve mutluyum. hayatın bu keyif anları ne kadar da tatlı! ve mutlu hissederken bir şeyler yazmak ne kadar...
...kimbilir cümleyi nasıl tamamlayacaktım. araya iki saat girdi. güneş bir göründü bir kayboldu derken akşam oldu. yine de çetin' in eve erken gelmesini fırsat bilip kısa bir yürüyüş yapacağım şimdi.
30 Ocak 2012 Pazartesi
bir
birden başlıyorum ama kaça kadar devam edeceğim bilmiyorum. ilk etapta 21 gün mü olmalı, yoksa bir ay mı? bir alışkanlığın yer edinebilmesi için 21 günlük üç periyod gerekirmiş. ilk 21 gün eski alışkanlığından koptuğun için acı çekme evresi, ikinci 21 gün alışma evresi, üçüncü 21 gün ise yeni alışkanlığın otomatikleşme evresi. ne saçmalıyorum ben peki? rejim efendim rejim. sabah tartıldım 60.1 kg. 60 hala psikolojik sınır olmaya devam ediyor ne yazık ki. planım şu: 4 gün ducan' ın atak evresi. bu evre lafına da kıl oluyorum ama jargonu değiştirirsem rejimi bozmuş gibi hissederim kendimi. 4 günden sonra normal protein+sebze diyeti. böyle yazarken ne kolay valla. sanki yaptım bitti, inceciğim şimdi. devam ettiğim sürece her gün yazayım ben bunları. yazmazsam tüm çabam pes ettiğim noktada duman olup uçuyor sanki. o zaman nutella kavanozunda kaşık oluyorum, dibini görmeden bırakmıyorum.
bırakıyorum eskiyi bir tarafa. bugün başlıyorum meşhur ducan' a. gün gün tüm gelişmeler burada.
29 Ocak 2012 Pazar
hoşçakal
ben küsüm eski bir dostumla. dost deyince de üzülüyorum, arkadaşım dersem eski günlerimize ayıp ediyormuşum gibi geliyor. üniversiteden beri can ciğer arkadaştık biz. ne olduysa son beş senede oldu. önce dostlar arasındaki teklifsizlik terk etti bizi, sonra güven. karşılıklı suçlamalar arası düzeltme çabaları, eskiye özlemler derken bir gün bağlar tamamen kopuverdi. o gün bugündür dişimin arasına yuva yapmış bir et parçası gibi bu küslük hali. hiç unutturmuyor kendini. hem karşı tarafa hak veriyorum, hem ona öfkemi yenemiyorum, insan arkadaşıyla neden bu hale gelir diyorum. ama her şey insan için değil mi diyor bir ses bana. banane diyorum o sese kızgınlıkla. ben sadece arkadaşımla küs hissetmiyorum ki kendimi. üniversite, sonraki on sene derken, geçmişimin kocaman bir kısmına sırt çevirmiş hissediyorum kendimi. böyle olunca o kadar öfkeleniyorum ki ona. şimdi kimbilir nasıl anlatmıştır beni diyorum. annesi babası ablaları, ortak dostlarımız... sevdiğim bütün o insanlar onun yüzünden ne kadar yanlış tanıyorlardır beni. haksızlığa uğramanın verdiği yürek burgusu nasıl da sızlatıyor içimi. sanki sütten çıkmış ak kaşıkmışım gibi. yine de en çok kendime hak veriyorum, elimde değil. hayalimde konuşmalar yapıyorum ortak arkadaşlarımızla, durumu bir de benden dinletiyorum onlara. beni haklı buluyorlar tüm bu konuşmalarımda. hayal de olsa haklı bulunmak suçluluk duygumu hafifletiyor benim. sonra haklı olmak falan önemini yitiriyor. biz diyorum niye böyle olduk. nasıl böyle oluruz? canım, sevgili arkadaşım biz neden böyle olduk? neden böyle olmasına izin verdik? böyle olmasına izin verdiğin için sana çok kızgınım, çok kırgınım. ne kadar üzülüyorum biliyor musun? öyle çok üzülüyorum ki hissizleşiyorum. daha sonra vedalaşıyorum eskiyle. anlıyorum ki biz değişirken başka yollar, başka doğrular seçmişiz kendimize. ve bu yolda tolerans tanımamışız birbirimize. biliyorum bu konu kurcalamaya devam edecek rüyalarımı ve düşüncelerimi ama bazen vedalaşıp her şeyi olduğu gibi kabul etmek gerekiyor demek ki. susuzlukta içilen bir yudum su gibi. ferahlatıcı ama yeterli mi? değil sanki.
22 Ocak 2012 Pazar
Sessiz veda
16' sında vedalaştı Ela anne sütü ile. O kadar ani oldu ki bir baybay diyemedi. Ben olsam kırar dökerdim ortalığı neler oluyor, düzeni kim bozuyor diye. Ela' m büyük bir olgunlukla kabul etti durumu. Bu kadar kolay vazgeçilmek hem rahatlattı, hem rahat battı üzdü beni. Tıpkı bu yazıyı burada kesip atmak gibi. Daha yazacaktım ama çikolata kahve tv kombini cazip geldi. Bu kombini giyeceğim şimdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
